(Bu yazının tüm hakları yazara aittir.)
Evet, haklısınız! Cinsiyetim, yaşayacağım riskleri arttırıyor.
Kız olsam, üzerimde iktidar kurmayı daha kolay buluyorlar. Annem ezilmişliğinin, dışlanmışlığının aynası – ortağı olarak görüyor beni. Kendisini görüyor bana bakarken, acıyor. Beni büyütürken öğreteceklerinin bana/kendisine kalkan olacağını düşünüyor olsa gerek: “Yaşı fark etmez, gelen kişi erkekse ayağa kalkılır!” diyor. Bu saygı (itaat) gösterisi, erkin takdiriyle korumaya alınacağının ümidi aslında. Bununla birlikte, “Erkeklere güvenmemelisin!” de diyor, “babana da diğerlerine de…” Onu incittiklerine göre…

Babamsa dindarlığının, itibarının veya iktidarının yansıması biliyor beni. Bir tek bu durumda eşleşiyorlar sanırım: Ben, her ikisinin de sahnesiyim!
Sen ‘kızsın!’ diyorlar, kuralları daha çabuk kabul edersin; uysalsın, sevimlisin, sıcaksın (en azından biz öyle olmanı istiyoruz). Tabi ki amcalar sevecekler seni. “Sevmeyin!” dersen ayıp! ‘Sevme’ nin ve tanıdıklığın yarattığı geniş meşruiyet alanında dokunuluyorsun, okşanıyorsun. Sen ayırt edemiyorsun; sevme olarak mı kabul etmeli bunu yoksa rahatsız mı olmalısın; sadece büzülüyor, küçülüyor, kendine çekiliyorsun.

Erkek olsam değişiyor mu durum sizce? Erkeklik üzerine kurulu bu toplumda daha güvende olabiliyor muyum? Ne yazık ki hayır, çocuğum ben… Yani savunmasız…
Bunca zaman iktidardan çekmiş annem koruyucusu, sahnedeki temsilcisi olarak biliyor oğlunu ve öyle yaratıyor. Gönüllü seçtiği iktidarı oluyorum artık ruhunda. Babamınsa bazen temsilcisi, bazen rakibiyim. Babam, olacağım erkeğin belirleyicisi, onu takip etmem gerekiyor!
Çocuksan bilmen gereken en önemli şeylerden biri de sevmen gerekenlerin sırasıdır: Önce Allah’ı seveceksin. [Haşa! Her ne kadar neneler, dedeler ( ki hepsi ‘erk-ekler) aile iktidarının sahibi olsalar da, sevilmenin birinci sırasına göz koyacak kadar günahkâr, kendini bilmez değiller! Nasıl olsa Tanrı eliyle(!) bir ömür iktidarlarını sürdürecekler senin varlığın üzerinde, bunu dillendirmenin ne gereği var?!] Ayıp ile günah birdir. Sınırsız sınırları iyi tanımalısın. Allah, her yerde görür, gözetir. Gözetilmek bazen günahkâr insanlar eliyle aksatılsa da gözetlenmek asla aksamaz. Bir kapıdan geçerken, uyurken, tuvaletteyken, cinsel organını tanımaya çalışırken yahut ergenlikte, bir dokunuşu düşlerken… Çok acıkıp lokmanın senin olmayanına göz koyuyorsan, düşlerini kendine saklamak istiyorsan ya da bazen “acaba?” diyorsan özelin yoktur, gözetlenirsin.
Bunca baskıya, etkiye karşın yine de bir koz vardır ama elinde: Dil. Varlığını fark etmen, kendini var etmen için bir yol. Ama dur bir dakika! Öyle insansın diye hemen var olabileceğini kim söylemiş? Hislerin ve fikrin kadar dilin de ölçülü olmalıdır. Ruhuna sinen toplumsal kontrol öğretemediyse sana, muktedirler öğretir senin ne olup olmadığını! Sen Kürt değilsindir mesela, Ermeni ya da Laz… “Es geç usunda biriktirdiğin tüm yaşamsal kavramları!” der muktedir, “Ben sana kavramları veririm; görüntüleri, anlamları (tabi onun da bir sınırı var) sen zamanla tamamlarsın. Seçtiğim dille verdiğim kadar düşünmeli, o kadar soru sormalı, hatta yeterli olgunluğa erdiğinin göstergesi olarak hiç soru sormamalısın.”
Tacizlerden, tecavüzlerden azade sanmayasınız beni, kız ya da erkeksem. Dedim ya, çocuğum, savunmasızım. Kimisine göre peygamber de yapmıştır küçük yaştaki kızlarla evliliği, caizdir. Kimisine göre erkeğimdir, iz kalmaz, risk taşımaz…Onlar, yetişkin ortamında açıklayamadıkları, tatmin edemedikleri egolarını, arzularını benim üzerimde yaşama “şansına” sahiptirler. Üstelik işleri bitince konu da kolayca kapatılır: Aman halel gelmesin koca adamların saygınlıklarına!
Sadece sözle mi anlatılır bu hayata sinmiş sınırlar, sezdirilerek mi ikna edilirsin? Yo hayır, seni istediklerine göre şekillendirmenin ya da kullanmanın daha çeşitli yolları vardır mutlaka. Fikrin, ruhun, bilincin kadar savunmasızdır vücudun da. Bir aile ortamında itiraz ettiğin durumda annenin çimdiğiyle uyarılırsın en hafifiyle. Sözü, bakışı yetmediyse bir erkeğin, yediğin tokada, dayağa da şaşırma! Çaresizliğin onay sayıldığı tacizlerde, tecavüzlerde sessiz olamıyorsan, zoru hak etmişsin demektir, kabul et!
İnanır mısınız, bunları yaşasa da bazılarımız daha şanslı sayılabilirler. Bir çatının altındadırlar ve bir aileye sahiptirler. Daha bunun savaşları var, siyaseti, göçleri, yoksulluğu var. Yaşına bakılmaz, eline silah verilir, kahraman(!) ilan edilirsin. Yaratılmak istenilen toplumun tohumu-kobayı olursun; gövde gösterilerinin maskotluğunu yaparsın; akmaz kokmaz, külfetsiz işçilik eder veyahut kolay paranın ve ruhuna huzur arayanların kumbarası yapılırsın. Tüm anlattıklarımı bu şartlarda ve daha şiddetli yaşamak da var. Şans nedir? Şükür neyedir?
Velhasıl çocuksan kullanılmaya, yoğrulmaya müsaitsindir ve ne yazık ki bu hamur çoook su alır, saflığı sorgusuz. Haddimi aşıp, acaba, diyorum bazen, tüm insanlığın sömürüsü çocuk istismarında mı gizlidir?

Kasım’14